Borçlunun Aciz Halinde Olması Ne Demek?
Yaşadığınız her günün, borç batağında bir adım daha derinleştiğini düşündüğünüzde, aciz bir borçlu olmak ne demek, kafanızda bir ışık yanıyor mu? Yoksa siz de benim gibi, sabah işe gitmeden önce kahvemi içerken “Bugün bu dertleri nasıl atlatırım?” diye mi düşünüyorsunuz? Benim gibi 25 yaşındaki bir İzmirli gencin gözünden bakınca, borçlunun aciz durumda olması, sadece cebindeki paranın bitmesiyle sınırlı değil. İşin içine duygusal ve ruhsal bir karmaşa da giriyor. Gelin, biraz daha derinleşelim.
Borçlu Olmak ve Acizlik Arasındaki İnce Çizgi
“Acizlik” dediğimizde genelde aklımıza, tam anlamıyla çaresiz bir durum gelir. Yani borçlarınızın o kadar arttığı bir an gelir ki, kendinizi hem maddi hem manevi olarak çöküntü içinde hissedersiniz. “Ne yapacağım? Nereye başvuracağım?” gibi sorular kafanızı kemirir. Ama tabii, her şeyin bir yolu vardır. En kötü senaryo, “kredi kartı minimum ödeme” yapmaktır. Bunu yaparken de o tavsiye edilen “Ya sabır!” modunda olmanız gerekir.
İzmir’deki evde, arkadaşlarımın da düştüğü bu tür dertlere şahit oldum. Şimdi, ben bir yandan mizahı kucaklarken bir yandan da içimden “Ya, o kadar da borç mu birikmişti?” diyerek yavaşça kafa yoruyorum. Sanki borçlunun aciz haline düşen kişi ben değilim de, sadece komik bir gözlemciymişim gibi.
Komik Ama Gerçek: Borçlu Olmanın Güldüren Yönü
Tabii ki, aciz durumda olan borçlular bir bakıma günümüzün modern kahramanlarıdır. Çünkü onlar, bazen para sıkıntısının içinde kaybolurken, asla teslim olmamak için bir sürü yaratıcı yola başvururlar. Her türlü “kolay yoldan” zengin olma planları bu aciz durumda olan insanlara aittir. Ah, evet, bu tür fikirler bana çok tanıdık! “Bugün yatırım yapacağım, yarın zengin olacağım” diyen, ama sabah kahve almak için kartın limitine başvuran, sonra günün sonunda bir otobüs parasını dahi bulamayan ben… Tam bir başyapıt!
Bir arkadaşımın başına gelenlerden örnek vereyim. Bir gün kafasında “Kendi işimi kuracağım, borçlarımdan kurtulacağım” diyerek şirket kurmaya karar verdi. Ama ertesi gün, kredi kartı ekstresi eline ulaştı. “Vallahi bitti bu iş, nasıl yapacağız?” dedi. Hemen sonra cebinden bir telefon çıkardı ve telefonu kimseye göstermedi, sadece kendi kendine “Ya, sabır!” dedi. Ben de arkasından fısıldadım: “O sabır, kartın limitine kadar gidecek.”
Borçlunun Aciz Halinde Olmasının Bedeli
Böyle komik bir şekilde olmasa da, borçlunun aciz durumda olmasının ciddi bedelleri de vardır. Çünkü bu acizlik, maddi sıkıntıların ötesinde, ruhsal bir çöküşe de yol açabiliyor. Kredi kartlarıyla, kredilerle, sürekli bir “tık” sesi arasında hayat geçiyor. Borçlunun zihninde, gece yatağa uzandığında, bankalarla yapılan anlaşmalar, ödeme tarihlerine yaklaşan yükümlülükler dönüp duruyor. O esnada “Hayatımın en iyi projesini yapıyorum!” diyen bir kişi, sabah uyandığında, bankalar aramaya başladığında, ruhsal olarak daha farklı bir yerde olabiliyor.
“Bu borcu nasıl ödeyeceğim?” sorusu insana o kadar fazla uğrar ki, iç sesiniz devreye girer. “Ya sabır!” diyen biri değilim, benim iç sesim şöyle çalışır:
İç ses: “Bak, bu borcu ödeyemem, o zaman yeni bir kredi alman lazım. Ama o kredi seni başka bir batağa sürükler. O zaman bir daha kredi alırsın. Sonra da 2030 yılında, belki, bir şekilde borçlarını ödeyebilirsin.”
Ben: “Hayır, ben bir çözüm bulurum!”
İç ses: “O zaman başka bir şey bulman lazım, ama bunu yapmak için birazcık daha cesur olman gerekecek. Sabırlı ol, ha ha ha.”
…Ve bu döngü, geceyi sabaha bağlayan o masum anlarda devam eder.
Bir İhtimal Daha Var: Hayatın Tatlı Yolu
Fakat, bir yandan da bir umut ışığı vardır. Borçlunun aciz durumda olması, umutsuzluk anlamına gelmez. Yani borçlar birikirken, insan hâlâ bir şeyler yapma güdüsüyle doludur. Bunun farkındasınız, değil mi? Bazen basit bir kahkaha bile, hayatın “aciz halinden” biraz olsun çıkmanıza yardımcı olabilir. Aşağıda şöyle bir diyalog geçiyor:
Ben: “Yani borçlardan kurtulmak için yeni bir iş kurmam lazım. Ne iş yapsam acaba?”
Arkadaşım: “Yatırım yap. Kripto, borsa falan, en kolay yöntem.”
Ben: “Tabii, neden olmasın. Kripto alıp satmakla belki bir daire alırım. Sonra da Dubai’ye taşınırım, işte her şey tamam.”
Arkadaşım: “İyi de, senin borçları daha nasıl ödeyeceksin?”
Ben: “Hah! İşte asıl düşünmem gereken şey de bu.”
Aslında hayatta en önemli şey, bu “aciz durumda” dahi olsan, gülebildiğin anlar yaratabilmek. Borçlarınız ne kadar büyük olursa olsun, bazen durup bir gülmek, bir an için de olsa stresin panjurlarını açabilir.
Sonuç: Borçlunun Aciz Olması Ama Pes Etmemesi
Sonuçta, borçlu olup aciz durumda olmak, kesinlikle pes etmek anlamına gelmez. Borçlunun aciz hali, sadece bir geçiş dönemi gibidir. Bu, hem finansal hem de duygusal olarak bir tür “yük”tür. Ama her yükün bir hafifletici etkisi de vardır. İşte bu yüzden, borçlunun aciz haline düşen kişi aslında oldukça yaratıcı bir insan olmalıdır. Her adımda bir çözüm arayışına giren, azimle yürüyen ve bazen de mizah yoluyla stresini atmaya çalışan bu kişi, zamanla borçlarını ödeme yolunda yeni fırsatlar keşfedecektir. Hayat bazen borçlar üzerinden ilerlese de, her zaman bir çıkış yolu vardır.
Ve bir gün, “Ya sabır!” demektense, “Borçlarımı ödedim!” demek daha tatlı olacaktır, değil mi?