Hoş geldiniz! Cog olarak bu yazımızda “Kararsızlık sendromu nedir” hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıyoruz.
Kararsızlık sendromu nedir? ve içimde sürekli aynı yere dönen düşünceler
Bir şeyi seçememek bazen sadece kararsızlık değildir. Bunu yıllar içinde daha net anladım. Özellikle de Kayseri gibi şehirlerde büyüyüp, hayatı biraz daha sakin ama bir o kadar da içe dönük yaşayan biriysen, seçimlerin sadece dış dünyayı değil, insanın kendi içini de yorabildiğini fark ediyorsun.
O gün yine aynı noktadaydım. Elimde iki farklı yol, ikisi de birbirinden farklı hayatlara açılıyordu. Ve ben… hiçbirini seçemiyordum. Sanki biri seçilirse diğer ihtimal sonsuza kadar kaybolacakmış gibi hissediyordum. İçimde tuhaf bir sıkışma vardı. İşte o an ilk kez kendime açıkça sordum: Kararsızlık sendromu nedir?
Bu soruyu sormamla birlikte, aslında sadece bir kavramı değil, kendi içimde yıllardır biriken bir alışkanlığı da kurcalamaya başlamış oldum.
İki seçenek arasında sıkışmış bir hayat
Birinci sahne: Kahve masasında donup kalan karar
Bir kafede oturuyordum. Masada telefonum, açılmış ama cevaplanmamış mesajlar… Karşımdaki arkadaşım bana bakıp gülümsüyordu. Ama ben gülümseyemiyordum.
“Kayseri’de mi kalacaksın, yoksa İstanbul’a mı gideceksin?” diye sormuştu. Aslında bu soru yeni değildi. Haftalardır, belki aylardır içimde dönüp duruyordu.
O an içimden geçenleri hatırlıyorum: “Keşke biri benim yerime karar verse.” Ama hemen ardından bir başka ses: “Hayır, bu hayat senin. Kimse senin yerine yaşayamaz.”
İşte kararsızlık sendromu nedir? sorusu ilk defa bu kadar somut hale gelmişti. Sadece bir seçim yapamama durumu değil, her seçimin bir kayıp gibi hissettirdiği bir zihinsel sıkışma haliydi.
İkinci sahne: Gecenin sessizliği ve defterim
Gece eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmak benim için hep bir kaçış olmuştu. Ama o gece kelimeler bile ağır geliyordu.
“Eğer gidersem…” diye başladım cümleye, sonra durdum. Çünkü her “eğer” başka bir hayatı çağırıyordu. Ve ben her hayatı yaşamak istiyor gibiydim. Ya da hiçbirini kaçırmak istemiyordum.
İşte tam burada içimde bir şey kırıldı gibi hissettim. Sanki seçim yapmamak, tüm ihtimalleri açık tutmak bana güven veriyordu. Ama aynı zamanda beni yerimde sabitliyordu.
O gece defterime tek bir cümle yazdım: “Ben neden hiçbir şeyi seçemiyorum?”
Kararsızlık sendromu nedir? iç dünyada nasıl hissedilir
Sürekli ertelenen kararlar
Günlük hayatta küçük şeylerde bile aynı döngü vardı. Ne giyeceğim, hangi işi önce yapacağım, hangi mesajı önce cevaplayacağım… Hepsi basit görünüyordu ama içimde büyüyordu.
Bir noktadan sonra fark ettim ki mesele sadece büyük kararlar değilmiş. Küçük seçimleri bile sürekli erteliyordum. Çünkü her seçim, diğer ihtimali yok saymak anlamına geliyordu.
Ve bu düşünce beni yoruyordu. Gerçekten yoruyordu.
Yanlış yapma korkusu
İçimde sürekli aynı ses vardı: “Ya yanlış seçersen?”
Bu soru öyle bir yere yerleşmişti ki, artık karar vermek bir cesaret değil, bir risk gibi görünüyordu. Ve ben risk almaktan kaçındıkça, hayatım daralıyordu.
Bir gün arkadaşım bana şunu söyledi: “Sen aslında karar veremiyorsun değil, kaybetmekten korkuyorsun.” O an sinirlendim. Ama sonra düşündüm… Belki de haklıydı.
Kararsızlık sendromu nedir? ve geçmişten gelen etkileri
Çocukluktan kalan izler
Kayseri’de büyürken hep “doğru olanı yap” cümlesini duyardım. Ama doğru neydi? Kim belirliyordu? Bu soruların cevabı hiç net olmamıştı.
Bazen bir seçimin “yanlış” sayılması, insanın içinde uzun süreli bir korku bırakıyor. Ve bu korku zamanla karar vermeyi zorlaştırıyor.
Belki de benim hikâyemde olan buydu. Yanlış yapma ihtimali, doğru yapma ihtimalinden daha yüksek hissediliyordu.
Toplum baskısı ve iç ses
Bir de dış sesler vardı. “Şunu yapmalısın”, “bunu seçersen daha iyi olur”, “o iş sana göre değil”… Hepsi iyi niyetliydi belki ama zihnimde bir kalabalık oluşturuyordu.
Ve ben o kalabalığın içinde kendi sesimi bulmaya çalışıyordum. Ama çoğu zaman bulamıyordum.
Bir kırılma anı
Otobüs durağında verilen karar
Bir akşam işten çıkmıştım. Hava soğuktu. Otobüs durağında beklerken telefonum çaldı. İstanbul’daki iş için son bir görüşme daha yapılacaktı. O an kalbim hızlandı.
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre durdum. Otobüsler geçiyor, insanlar geliyor gidiyordu. Ama ben sanki orada değilmişim gibi hissediyordum.
O an kendime şu soruyu sordum: “Ben neyi bekliyorum?”
Cevap yoktu. Sadece sessizlik.
Ve ilk defa bir seçim yapmasam bile bir şeylerin zaten değiştiğini fark ettim. Çünkü beklemek de bir karardı. Sadece kabul etmek istemediğim bir karar.
Kararsızlık sendromu nedir? ve zihinsel yükü
Sonsuz ihtimallerin ağırlığı
En zor olan şey aslında seçeneklerin çokluğu değil. O seçeneklerin hepsini aynı anda düşünmek.
Bir noktadan sonra zihnimde her ihtimal ayrı bir senaryoya dönüşüyordu. İstanbul’da başka bir hayat, Kayseri’de başka bir hayat… Ve ben hepsinde aynı anda var olmaya çalışıyordum.
Bu durum bir süre sonra yıpratıcı olmaya başladı. Çünkü hiçbir senaryoyu tam yaşayamıyordum.
Karar verememenin görünmeyen maliyeti
Kararsızlık sadece bir seçim yapamama hali değilmiş. Aynı zamanda zamanı, enerjiyi ve bazen de insan ilişkilerini tüketen bir süreçmiş.
Ben bunu geç fark ettim. Sürekli düşünmek, aslında hareket etmemekten daha yorucuymuş.
Küçük bir adımın değişimi
Defterdeki ikinci sayfa
O geceden sonra defterime tekrar yazmaya başladım. Ama bu kez “eğer”lerle değil, “şu an”larla.
“Şu an buradayım.”
“Şu an düşünüyorum.”
“Şu an korkuyorum ama yine de yaşıyorum.”
Bu cümleler basit görünüyordu ama içimde bir şeyleri yavaş yavaş gevşetiyordu.
Kendime küçük izinler vermek
Her şeyi aynı anda çözmem gerekmiyordu. Bunu kabullenmek bile bir başlangıçtı.
Bir gün sadece küçük bir karar verdim. Ne büyük bir hayat değişikliği, ne dramatik bir dönüşüm… Sadece küçük bir seçim.
Ve garip bir şekilde o küçük seçim, içimde büyük bir sessizlik yarattı.
Cog okurlarıyla “Kararsızlık sendromu nedir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Kararsızlık sendromu nedir? üzerine içsel bir yüzleşme
Kaçırılan hayatlar mı, yaşanan anlar mı?
Hâlâ zaman zaman aynı düşünceler geliyor. “Ya diğer yolu seçseydim?” sorusu tamamen kaybolmuyor.
Ama artık bu soruya daha farklı bakıyorum. Belki de mesele doğru yolu seçmek değil, seçtiğin yolda kalabilmek.
Çünkü her yolun içinde başka kayıplar var. Ve hiçbir seçim kusursuz değil.
İçimde kalan son cümle
Bir gün yine defterime yazdım: “Belki de kararsızlık bir hastalık değil, sadece fazla düşünmenin bir şekli.”
O cümleyi yazdıktan sonra uzun süre deftere bakakaldım. İçimde ilk defa bir hafiflik hissettim.
Çünkü bazı soruların cevabı hemen bulunmuyor. Ama insan onları taşıyarak da ilerleyebiliyor.
Yolun kendisi kararın içinden geçiyor
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Kararsızlık sendromu nedir? sorusu aslında bir teşhis değil, bir iç yolculuğun başlangıcıymış. Seçememek değil, seçmenin ağırlığını hissetmekmiş.
Ve belki de en önemlisi, hayatın zaten tek bir doğru çizgi değil, sürekli değişen kararlar bütünü olduğunu anlamakmış.
Daha Fazlası İçin: Kamu politikası analizi nedir ?