Kapitalist Düşünce Ne Demek? Özgürlük Vaadi, Eşitsizlik Gerçeği
Kusura bakmasın kimse: “serbest piyasa her derde deva” masalı artık aynı tadı vermiyor. Yine de meseleyi kestirip atmak kolay; asıl zor olanın “kapitalist düşünce”nin neyi vaat ettiğini, nerede tıkandığını ve bugün hayatımızda nasıl çalıştığını cesurca konuşmak olduğunu biliyorum. Bu yazı, ezberleri okşamak için değil; tartışmayı büyütmek için var.
Kapitalist düşünce ne demek?
En yalın hâliyle kapitalist düşünce, özel mülkiyet, kâr güdüsü, rekabet ve fiyat mekanizması üzerinden kaynakların en verimli biçimde dağılacağını savunur. Varsayım şudur: Bireyler kendi çıkarını izler, şirketler rekabet eder, fiyatlar kıtlığı ve talebi yansıtır—böylece toplumun bütünü daha zengin olur. Üstüne bir de “hukukun üstünlüğü” ve “sözleşme özgürlüğü” eklendiğinde, özgürlük ile refahın birlikte yükseleceği düşünülür.
Görünmez elin görünmeyen maliyetleri
Sorun: Bu hikâyede güç ilişkileri yok sayılır. Piyasada herkes eşit değildir; sermayesi, ağı, bilgisi, pazarlık gücü güçlü olanın eli daha görünürdür. “Seçim” ile “seçeneksizlik” arasındaki ince çizgi burada kopar. Asgari ücretle çalışan biri ile küresel bir fon yöneticisinin “özgür tercihleri” kâğıt üzerinde eşit görünür, hayatta değil.
Verimlilik saplantısı ve büyüme zorunluluğu
Kapitalist düşünce, verimliliği kutsar; ama ne pahasına? Çevresel dışsallıklar, bakım emeği, topluluk bağları—fiyat etiketine sığmayan ne varsa sistemin dışına itilir. Ekonomi büyüdükçe hepimizin daha iyi yaşayacağı iddia edilir; oysa büyümenin meyveleri eşitsiz dağılır. Verimlilik artar, ama iş güvencesi azalır; üretkenlik yükselir, ama işçinin pazarlık gücü zayıflar.
Fiyat sinyali her şeyi bilemez
Kapitalist düşünce, fiyatların bilgi olduğunu söyler. Doğrudur—ama eksiktir. Fiyat sinyali, bir ormanı “kereste” olarak görür; biyolojik çeşitliliğin, su döngüsünün, karbon yutağının değerini eksik okur. Kamusal mallar ve uzun vadeli riskler fiyatın sınırlarını zorlar. İklim krizi, piyasaya bırakıldığında “çok geç kalınan” bir dosyaya dönüşür.
Emek piyasası: Özgür sözleşme mi, sessiz baskı mı?
İş sözleşmesi, teoride iki tarafın “eşit” anlaşmasıdır. Pratikte ise “al ya da bırak” formatında işler. Esnekleşme, milyonlara yeni imkânlar sunsa da prekariteyi—gelir düzensizliği, sosyal güvencesizlik, sessiz mesai—yaygınlaştırır. Bir kurye yağmur altında paket yetiştirirken algoritma gecikme cezasını anında keser; sözleşmedeki “özgürlük” kuryenin ıslanan ellerinde buhar olur.
Finansallaşma ve kısa vadelilik
Sermaye, üretimden finansal araçlara kaydıkça şirketlerin pusulası çeyrek dönem raporlarına kilitlenir. Uzun soluklu Ar-Ge, çalışan eğitimi, yerel topluluklara yatırım—hepsi “maliyet” gibi görünür. Kapitalist düşünce, uzun vadeli toplumsal dayanıklılığı garanti etmediği gibi, bazen bizzat aşındırır.
Özgürlük mü, tahakküm mü?
Kapitalist düşünce bireysel özgürlüğe vurgu yapar; buna karşı “işyerinde demokrasi” pek konuşulmaz. Oysa günümüz insanı vaktinin çoğunu güç asimetrilerinin sert olduğu örgütlerde geçirir. Sandığa atılan oy, üretim sürecindeki söz hakkı ile desteklenmediğinde, siyasal özgürlükle ekonomik tahakküm arasında bir gerilim oluşur.
Meritokrasi miti
“Çalışan kazanır” denir; ama başlangıç çizgileri eşit değildir. Eğitim, sosyal ağlar, miras—hepsi kültürel ve sosyal sermaye olarak öne fırlar. Başarı hikâyeleri ilham verir; fakat bu hikâyeler çoğu zaman görünmez destekleri, şans faktörünü ve yol açan kapıları atlar.
Tüketici egemenliği mi, arzu mühendisliği mi?
Piyasada “tüketici kraldır” denir; fakat bugün davranışsal reklamcılık, tasarım hileleri ve dikkat ekonomisi, arzuyu şekillendirme sanatına dönüştü. Seçtiğimiz şeyleri ne kadar kendimiz seçiyoruz?
Kapitalist düşünceye karşı güçlü yanıtlar neler?
Eleştiri, alternatif aramadan eksik kalır. Olası yönler:
Paydaş kapitalizmi ve eş-yönetim: Çalışanın yönetim kurullarında temsili, kâr paylaşımı.
Güçlü rekabet politikası: Tekelleşmeye ve veri tekelciliğine karşı dişli bir anti-tröst.
Karbon sınırları ve doğal sermaye muhasebesi: “Kirleten öder”i estetik slogan değil, bağlayıcı kural yapmak.
Evrensel temel hizmetler: Sağlık, eğitim, barınma gibi alanlarda piyasaya mahkûm olmayan güvenlik ağları.
Kooperatifler ve platform kooperatifçiliği: Dijital ekonomide sahipliğin tabana yayılması.
Bunlar “antikapitalist” olmak zorunda değil; ama kapitalist düşüncenin kör noktalarını kapatmadan sürdürülebilir bir gelecek kurulamaz.
Kapitalist düşünce ne demek? Tanımın güncellenmesi
Bugün bu soru, yalnızca özel mülkiyet ve rekabet demek değildir. Aynı zamanda veri mülkiyeti, algoritmik yönetişim, gezegen sınırları, bakım ekonomisi demektir. Kısacası: Kapitalist düşünceyi 19. yüzyılın fabrikasında değil, 21. yüzyılın bulut sunucularında ve ısınan dünyasında yeniden okumak zorundayız.
Provokatif sorular
“Özgür piyasa” dediğimiz şey, hangi özgürlükleri çoğaltıyor, hangilerini kısıyor?
Fiyatların göremediği değerleri (ekosistem, bakım, güven) kim, nasıl koruyacak?
İşyerinde demokrasi olmadan siyasal demokrasinin derinleşmesi mümkün mü?
Algoritmaların yön verdiği platformlarda “seçim” hâlâ özgür mü, yoksa tasarlanmış mı?
Kooperatifler ve paydaş modelleri, ölçeklenebilir bir alternatif mi yoksa niş deneyler mi?
Sonuç: Cesur bir güncelleme şart
Kapitalist düşünce, dinamizm ve yenilik üretebilen güçlü bir motor; ama egzozundan çıkan dumanı görmezden gelerek yola devam edemeyiz. Özgürlük, verimlilik ve refah ancak güç dengesi, gezegen sınırları ve insan onuru ile birlikte düşünülürse sahici olur. Ezberleri kırmanın vakti—çünkü yarın, bugünün tartışmalarında atılacak cesur adımlara bakıyor.