Kayseri’de Bir Kış Akşamı ve İçimde Biriken Sessizlik
Kayseri’nin kışı her zaman biraz sert olur. Rüzgâr, Erciyes’ten aşağı doğru inerken sanki insanın içinden de bir şeyleri söküp alır. O akşam da öyleydi. Camın kenarına oturmuş, buğulanmış camın ardında silikleşen sokak ışıklarına bakıyordum. 25 yaşındayım ve garip bir şekilde bu yaşta hâlâ kendimi tam olarak “yerine oturmuş” hissetmiyorum.
Defterim yanımda açıktı. Günlük yazmak benim için bir alışkanlıktan çok bir tür hayatta kalma biçimi oldu yıllar içinde. Çünkü konuşamadığım şeyleri oraya dökmezsem içimde büyüyüp beni boğacaklarını biliyorum. O gün yazdığım ilk cümleyi hâlâ hatırlıyorum: “İçimde bir şeyler kırılıyor ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Aslında biliyordum. Sadece kabul etmek istemiyordum.
İlk Kırılma: Arkadaşlık Sandığım Şeyin Çözülüşü
Her şey bir arkadaşlıkla başlamıştı. Üniversiteden beri hayatımda olan, aynı çayı içip aynı hayalleri kurduğum bir insan vardı. Adını burada söylemiyorum, çünkü bazı isimler insanın içinde daha ağır duruyor.
Onu bir gün şehrin ortasında, sıradan bir kafede gördüm. Yanında tanımadığım insanlar vardı. Gülüyordu. Ama o gülüşün içinde bana ait hiçbir şey yoktu. En kötüsü de bu değildi. En kötüsü, beni görüp görmediğini bile anlayamamamdı.
Yanına gittiğimde yüzündeki o kısa donukluk hâlâ aklımda. Sanki geçmişten biri çıkıp gelmiş gibi. Birkaç cümle kurduk. Soğuk, mesafeli, eksik cümleler.
O gün eve döndüğümde içimde büyük bir hayal kırıklığı vardı. Sanki yıllardır biriktirdiğim bir dostluk, bir bardak gibi elimden kayıp yere düşmüş ve sessizce parçalanmıştı. Ses çıkarmamıştı belki ama içimde yankısı hâlâ duruyordu.
Defterime şunu yazmıştım:
“Bazen insanlar gitmez. Sadece senin hayatındaki yerlerinden çekilirler. Ve sen, hâlâ oradaymışlar gibi davranmaya devam edersin.”
İşte o gün ilk kez şunu düşündüm: Olduğu gibi kabul etmek nedir?
Olduğu Gibi Kabul Etmek Nedir? İçimde Dönüp Duran Bir Soru
“Olduğu gibi kabul etmek nedir” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Bu soruyu kendime sorduğumda aslında cevabı duymak istemediğimi fark ettim. Çünkü kabul etmek, çoğu zaman vazgeçmek gibi geliyordu bana. Bir şeyi olduğu gibi kabul etmek, sanki onu kaybetmeyi onaylamakmış gibi.
Ama zamanla şunu anlamaya başladım: Kabul etmek, kaybetmek değilmiş. Kabul etmek, savaşmayı bırakmak da değilmiş. Daha çok, gerçeğin önünde durup gözlerini kapatmamakmış.
Yine de bunu öğrenmek kolay olmadı.
O arkadaşlıkta yaşadığım kırılma, içimde başka şeyleri de tetikledi. Yalnızlık, öfke, kırgınlık… Hepsi bir anda değil ama yavaş yavaş birikti. Ve ben her defasında kendime aynı soruyu sordum: “Neyi değiştirmeye çalışıyorum?”
Cevap çoğu zaman sessizlikti.
Kayseri Sokaklarında Yürürken Gelen Farkındalık
Bir gece, hiçbir plan yapmadan dışarı çıktım. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarparken, sokak lambalarının altında yürüdüm. İnsanlar evlerine çekilmişti. Şehir sessizdi ama içim değildi.
O yürüyüşte ilk defa kendimi dinlemeye başladım. Her adımda zihnimdeki gürültü biraz daha netleşiyordu. Kırıldığım şeyleri, değiştirmeye çalıştığım insanları, zorladığım duyguları düşündüm.
Ve fark ettim: Ben en çok “olması gerektiğini düşündüğüm şeylere” tutunuyordum. Gerçekte olanlara değil.
O an içimde tuhaf bir boşalma oldu. Üzgün değildim sadece. Aynı zamanda yorgundum. Çok yorgundum.
Defterime o gece şunu yazdım:
“Belki de hayat, benim istediğim gibi olmamakta ısrar ediyor. Ve ben, bunu kişisel bir savaş sanıyorum.”
Küçük Bir Durma Anı
O yürüyüşte bir bankta oturdum. Yanımdan geçen arabaların sesi, uzak bir hayat gibi geliyordu. Sanki herkes bir yerlere yetişiyordu ve ben sadece duruyordum.
O durma anında ilk kez şunu hissettim: Her şeyi düzeltmek zorunda değilim. Her kırılan şeyi onarmak benim görevim değil. Her uzaklaşanı geri getirmek de.
Bu düşünce önce korkutucu geldi. Çünkü kontrolü bırakmak, insanın elinden tuttuğu bir ipi serbest bırakması gibi. Ne olacağını bilmeden.
Ama sonra, o ipi ne kadar sımsıkı tuttuğumda aslında kendimi ne kadar yorduğumu fark ettim.
Bir Aile Akşamı ve Söylenmeyen Cümleler
Önerdiğimiz İçerik: Okeyde çifte gitmek ne anlama gelir ?
Evde de durum farklı değildi. Aile sofralarında çoğu zaman herkes konuşur ama kimse gerçekten birbirini dinlemez. Kayseri’de büyümek, biraz da sabır öğrenmek demekti benim için. Ama bu sabır bazen içe atılan çok fazla şey demekti.
Bir akşam yemek sırasında, geleceğimle ilgili bir konu açıldı. İş, planlar, beklentiler… Herkesin söyleyecek bir fikri vardı. Ama kimse benim içimdeki belirsizliği görmüyordu.
Sessiz kaldım. Çünkü konuşsam, yanlış anlaşılacağımı biliyordum. Konuşmasam, içimde daha da büyüyecekti.
O gece odamda uzun süre tavana baktım. Ve yine aynı kelime geldi aklıma: kabul etmek.
Ama bu kez farklı bir yerden bakmaya başladım.
Belki de ailemi değiştirmek zorunda değildim. Belki de onların kaygılarını yok etmem gerekmiyordu. Belki de sadece onların da kendi korkularıyla konuştuğunu kabul etmem gerekiyordu.
Bu düşünce içimi hem rahatlattı hem de acıttı. Çünkü kabul etmek, bazen insanın kendi haklılık duvarlarını yıkması demekti.
İçimdeki Dirençle Yüzleşmek
En zor kısmı buydu. Kabul etmek dış dünyayla ilgili bir şey gibi görünse de aslında en çok içimdeki dirençle ilgiliydi.
Bir şeyi değiştirmek isteyip değiştiremediğimde kendimi başarısız hissediyordum. İnsanları anlamadığımda eksik hissediyordum. Hayat planladığım gibi gitmediğinde kayboluyordum.
Ama zamanla şunu görmeye başladım: Hayatın bana karşı değil, sadece kendi akışında olduğunu kabul etmek gerekiyordu.
Bu çok basit bir cümle gibi duruyor ama içinde büyük bir teslimiyet var.
Bir Defter Sayfası Daha
O gün defterime uzun uzun yazdım. Yazarken elim titremiyordu artık. Çünkü artık savaşmıyordum.
“İnsanları oldukları gibi bırakmak, onları kaybetmek değil. Sadece onların kim olduklarını kabul etmek. Ve kendimi de.”
Bu cümleyi yazdığımda içimde garip bir hafiflik hissettim. Sanki uzun süredir sırtımda taşıdığım bir yük biraz olsun yere bırakılmış gibiydi.
Değişmeyen Şeylerle Barışmak
Zaman geçtikçe fark ettim ki bazı şeyler değişmiyor. Bazı insanlar aynı kalıyor. Bazı ilişkiler eski haline dönmüyor. Ve bazı hayaller gerçekleşmiyor.
Ama bu, hayatın kötü olduğu anlamına gelmiyordu.
Sadece benim beklentilerimle gerçeğin her zaman aynı çizgide yürümeyeceğini anlamam gerekiyordu.
Bir gün Erciyes’e karşı baktığımda, karın sessizliğini izlerken şunu düşündüm: Doğa bile sürekli değişirken aynı kalmıyor. Ben neden her şeyin sabit olmasını istiyorum?
O an içimde bir şey gevşedi.
Kendime Dönüş
Artık bazı şeyleri zorlamıyorum. İnsanları oldukları gibi bırakıyorum. Gitmek isteyenin gidişine, kalmak isteyenin varlığına aynı yerden bakmaya çalışıyorum.
Bu kolay olmadı. Hâlâ zorlandığım anlar var. Hâlâ içimde yükselen kırgınlıklar oluyor. Ama artık onların beni tamamen ele geçirmesine izin vermiyorum.
Çünkü öğrendim ki kabul etmek, bir son değil. Bir başlangıç.
Son Değil, Devam Eden Bir Şey
Şimdi bu satırları yazarken, dışarıda yine Kayseri’nin soğuğu var. Ama içimdeki soğuk eskisi gibi değil.
Bazı şeyleri değiştiremiyorum. Bazı insanları geri getiremiyorum. Bazı duyguları silemiyorum.
Ama artık bununla savaşmıyorum.
Olduğu gibi kabul etmek, benim için artık bir teslimiyet değil. Bir farkındalık. Bir olgunluk. Ve en çok da kendime karşı dürüst olabilmek.
Belki de hayatın en zor kısmı buydu: Gerçeği olduğu gibi görmek ve yine de yaşamaya devam edebilmek.
“Olduğu gibi kabul etmek nedir” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Cog olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.